İçeriğe geç

Hz. Abdullah neden vefat etti ?

Hz. Abdullah Neden Vefat Etti?

İzmir’de bir kafe ortamında arkadaşlarımla muhabbet ediyorum, klasik bizimkiler gibi; şakalar, gülmeler, bazen de derin derin düşünmeler. Herkesin gündemi farklı, kimisi iş yerindeki dedikoduları anlatıyor, kimisi Instagram’da gördüğü “en yeni” makyaj trendlerinden bahsediyor. Bir yandan da bir yudum kahve alıyorum, bir yandan da bir yandan da hayatın anlamı üzerine düşünüyorum (evet, evet, fazla derinim bazen). Birden bir soru aklıma takılıyor: “Hz. Abdullah neden vefat etti?”

Evet, biliyorum, biraz garip bir soru, özellikle de kahve keyfi yaparken. Ama işte bazen beynimdeki “derin” sorular beni böyle anlarda yakalar. Hem de en sıradan sohbetlerde… Bu yazı da o derin sorgulamanın ürünü, baştan söyleyeyim.

İlk Başta Ne Kadar Absürt Durduğunu Kabul Ediyorum

Ama biraz durup düşününce, aslında gayet mantıklı bir soru bu. Yani, evet, Hz. Abdullah, İslam’ın Peygamberi Hazreti Muhammed’in babası. Bu bilgi, herhalde bendeniz gibi biraz dini konulara meraklı biri için çok tanıdık. Ama işin içine “neden vefat etti” sorusunu ekleyince işler bir anda ciddileşiyor gibi hissettirdi. Sanki arkadaşlarım arasında bir “kayıp sebebi” tartışması yapıyormuşuz gibi. “Yoksa çok çalıştığı için mi? Yoksa yanlış zamanda mı yanlış yerdeydi?” tarzı…

Ama o kadar düşündüm ki, gerçekten bunu yazmadan edemedim. Çünkü belki de Hz. Abdullah’ın vefatını anlamak, biraz da bizim hayatta aldığımız derslere, bazen de gereksiz detaylarla zaman kaybetmeye meyilli halimize benziyor. Neyse, konumuza dönersek…

Hz. Abdullah Neden Vefat Etti?

Hz. Abdullah’ın vefatının nedeni, tıbbi bir açıklama yapmam gerekirse, en basit şekliyle “doğal sebepler” denebilir. Yani bir hastalık ya da bir başka sağlık sorunu nedeniyle hayatını kaybetti. Peki, bu kadar basit bir açıklama yeterli mi? Hayır, tabii ki değil. Benim gibi insan biraz daha fazla düşünmek ister. Hem, tabii ki olayların derin anlamlarına inmek de bence hayatın tadı! (Gerçi bazen çok derinlere inince kayboluyorum ama olsun, yine de peşinden gitmek lazım.)

Şimdi şöyle düşünün… Geçmişe dönüp bakınca, Hz. Abdullah’ın vefat etmesi aslında çok “erken” oldu. O kadar erken ki, hem kendisi hem de oğlu Hazreti Muhammed, bir süre boyunca birbirlerini tanıyamadı. Hz. Abdullah, Hazreti Muhammed henüz doğmadan önce vefat etti. Yani öyle bir ölüm ki, zamanın içinde bile bambaşka bir anlam taşıyor.

Beni düşündüren şeylerden biri de şu: Zamanın o anında, “erken” ölüm nasıl algılanıyordu? Hani bazen arkadaşlarım arasında olur ya; “Hayat çok kısa, yaşanacak o kadar şey var ki!” deriz ya, işte bazen her şey o kadar hızlı gelişiyor ki, insanlar birden yolculuklarına son verebiliyorlar. Her şey bir anda bitiyor. Hz. Abdullah’ın da hayatı, aslında bir noktada “olması gereken kadar” yaşandı.

“Doğal Sebepler” ve Benim Komik Düşüncelerim

O kadar çok düşünüyorum ki bazen, hafiften kendi kendime “bunu düşünmemeliyim” diyorum. Bazen gerçekten gereksiz bir şekilde derinlere inip kendi iç sesimle tartışıyorum. Mesela, geçen gün ofiste bir arkadaşım bana “Abi, yine niye derin düşünüyorsun? Ne gerek var, hayat kısa!” dediğinde, içimden “Evet, hayat kısa, ama ne kadar kısa?” diye düşündüm.

Hz. Abdullah’ın ölümüne gelince, doğal sebepler gibi görünse de aslında belki de her şeyin bir zamanlaması vardı. Belki de onun erken vefatı, Hazreti Muhammed’in peygamberliğinin gelişmesini hızlandırmak için gerekiyordu. Kim bilir? Hem, bu hayatla ilgili olan her şey bazen bir tesadüf gibi değil mi? Belki de o vefat, o zamanın önemli bir parçasıydı.

“Hayatın Ciddiyeti” ve Sohbetin Yönü

Bazen ofisteki sohbetlerde şunu fark ediyorum: Ne kadar çok espri yapsam da, içten içe her şeyin aslında ciddi olduğunu biliyorum. Hepimiz, hayatın ciddi yönleriyle uğraşıyoruz, ama bir yandan da esprilerle bu ciddiyeti daha hafif bir hale getiriyoruz. Ya da bir arkadaşımın dediği gibi: “Hayat çok kısa, ama gel gör ki, derin düşünmeye başladın mı duramıyorsun.”

Bence Hz. Abdullah’ın vefatından öğrendiğimiz ders, tam da bu: Hayat kısa. Bazen ne kadar erken ne kadar erken, derken, aslında her şeyin bir sırası var. Hem de bu sıralar bazen bizim düşündüğümüzden çok farklı şekilde işliyor. Ne kadar anlam yüklersek yükleyelim, bazen hayatı olduğu gibi kabul etmek de gerekiyor.

Sonuçta, Kimseye İleri Düzey Teori Uygulamayalım

Hz. Abdullah’ın vefatını düşünürken bazen kendimi çok fazla felsefi bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum. Ama bazen en iyi öğrenilen dersler, en basit olanlar. Mesela, “Hayat ne zaman sonlanacağı belli olmuyor” diyebilirim. Ama bu noktada hayatı daha da derinleştirip, düşünerek değil, anı yaşayarak geçirebiliriz. Yani demem o ki, bu kadar derin düşünmeden de günümüzü yaşayabiliriz.

Çünkü hayat ne kadar karmaşık olursa olsun, bazen en basit gerçekler insanı daha çok etkiler. Ama gel gelelim, derinlere inme huyumdan kaçamam tabii.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet